Skip to content

There and back again

Mümkün olan her platformda bir blog sahibi olmanın en güzel yanı, bu blogların bir kısmı kapalıyken diğer kısmını açık tutabiliyor olmak. Ben de bu avantajımı kullanıp bu blogu başka amaçlarla kullanmaya karar verdim çünkü sanırım bundan büyük keyif alıcam.

Bu blogun önceki kısımlarında yazdığım çok eski yazılar var. Sanırım 2008e kadar giden şeyler. Sırf kıyamadığımdan silmediğim yazılar. Onların burdan sonrasıyla alakası olacağını düşünmüyorum bile. Ama yine de dursunlar, siz de görürseniz yadırgamayın.

O zamann:))

Garip yönlerimden biri de şu, ne zaman bir filmin çıkacağı tarihi görsem ve filmi izlemek istesem ‘ya o tarihe kadar başıma bişey gelirse’ diye endişelenir dururum. Öldükten sonra çıkacak filmleri izleyemeyecek olmamız büyük haksızlık bence. Tabi bugüne kadar hiç ölmedim, ama öyle olsaydı mesela bu seneki akademi ödüllerinin kime gideceğini de hiç öğrenemeyecektim. Yada ne bileyim, 2012de çıkacak olan filmleri izleyemeyecektim. Çok tatsız.

Bütün bu saçma girişten sonra kendime daha fazla acı çektirmeyip o filmlerin ne olduğu konusuna geliyorum..

The Hobbit: An Unexpected Journey:  Bu filmin çıkacağını  duyduğumdan beri epey zaman geçti ama ilk başta üç boyutlu olacak diye duymuştum. Gerçekten de öyleymiş. Yine de türkçeye çevirisi rezalet olan kitabını da okuduktan sonra dümdüz göreceğim üç boyutlu filmini de izlememek için bir sebep göremiyorum. 

Men In Black III: Sanırım bunların ilkini izlediğimde ortaokuldaydım. Çok iyi hatırlamıyorum. Okulda ingilizce hocamız vardı, Christopher Hambley. Derste bize bunları izletirdi. O zamanlardan beridir yenisinin gelmesini hiç beklemiyodum ama beklenmedik şeyler oldu. Bu film belli bir yaşın üstündeki herkese benzer şeyler hissettirmiştir eminim. O yüzden uzatmıyorum..


The Great Gatsby: Aradan zaman ve filmler geçtikçe Leonardo Di Caprio’nun film seçmekte baya iyi olduğunu kabul ediyorum. (Kendisi aynı zamanda çocukluk aşkımdır) Ama buna rağmen bi oscar vermediler ya adama valla hayret..  Bu da Scott Fitzgerald romanından uyarlanan bir film. Fragmanı yok ama olsun. En azından bir resim var piyasada.

The Dark Knight Rises: Bu filmle ilgili anlatılacak bir şeyim yok.  Bir an önce gelmesini istiyorum artık. İçinde biyerde catwoman olarak Anne Hathaway – ve gereğinden büyük ağzı-  da varmış. Sanki Halle Berry kadar olabilirmiş gibi..

 

Skyfall (007): Yeni bi James Bond filmi olması güzel evet. Ama bu filmle ilgili de pek bişey yok ortada henüz. Sonra düşündüm.. Ne kadar kötü olabilir ki..

Great Expectations: Bi kere bu filmde Helena Bonham Carter var. Charles Dickens romanından uyarlanacak filmde Miss Havisham’ı oynayacak ve kitapta Miss Havisham’ın yaşı tam olarak belirtilmiş olmasa bile 45 yaşındaki Helena Bonham Carter bu rolde oynayacak en genç kadın olacak. Bu filmin de bir afişini veya fragmanını bulamadım ama şu aşağıdaki resmi buldum ki kendisi benim için yeterli..

The Avengers: “We have a hulk”

Ice Age 4: Continental Drift: Yeni bi ice age ne demek farkındasınız değil mi? Yine o fındık gibi şeyin peşinde koşan aptal hayvanı izleyebilmemiz demek. Nihaha:)

Coriolanus: Benim gözümde Voldemort vs. Leonidas demek bu film. Bilmem anlatabiliyor muyum???

Lincoln:Bu filmi Abraham Lincoln isimli vampirli filmle karıştırmayın çünkü ikisi farklı filmler. Misal bu filmle Daniel Day-Lewis var, öbüründe yok. Bunda ayrıca Joseph Gordon-Levitt (500 days of summer’dan hatırlarsınız) ve Tommy Lee Jones da var. Henüz afişi, fragmanı şusu busu olmadığından filmin soğuk savaş sırasında kuzeye giden 16. başkanla alakalı olması dışında hiçbir şeyini bilmiyoruz. Ama sanırım bu oyuncularla istese de kötü olamaz.

Anna Karenina: Lisedeki ödevlerimi hatırlıyorum nedense. Keira Knightley oynayacakmış. Güzel olur heralde. Sanırım. Yani kesin..

The Amazing Spiderman:

 

The Raven: Ve son olarak da bu film, içlerinde en merak ettiklerimden. Edgar Allan Poe’nun hayatının son günlerini de bağlaması nedir yani anlamam lazım..

 

İşte hevesle beklediğim filmler bunlar. Arada atladıklarım varsa da bilemiyorum. Geçmişle alakalı filmlere veya esasen mümkün olmayan şeyleri anlatan filmlere düşkünlüğüm sebebiyle çok objektif de sayılmam.

Enjoy..

Clean sheets

Bundan önce eklediğim postlar ağustos 2006 ve 2008 arasında yazıldılar.

Sonra ben yeterince blogum yokmuş gibi bi de bunu açtım.

Bundan sonra biraz da bunu denemek peşindeyim. Bu posttan itibaren yazacaklarım yeni olucaklar yani.

Ne değişmiş ya da bişey değişmiş mi bunu da zaman göstericek.

political shit..

Along country roads, you see a turtle atop a fence post. It doesn’t know how it got there and doesn’t know how to get down..
gerçekten bu kadar da şart mı anlatmak? biri bana anlatamaz mı?
keynes bıktım senden.. bıktım senden anla artık çık hayatımdan..
polanyi sana da son sözüm şu: get yourself a life…
hadi canlarım.. hadi kuzularım..
hala burdamısınız siz???!!!

invisible hand

sevgili hocam bak bu sıradaki parça sana
 
görünmez el nedir biliyomusun hocam? görünmez el dediğin insanın en ihtiyaç duyduğu anda etrafındaki bütün ellerin birden görünmez olmasıdır..
 
bunu değil adam smith
haydar dümeni getirsen bilemez hojam
 
bunu yarım litre sıcak bira içen bu zavallı ben bile bilemem
 
kimin eli kimin neresinde dersen o el görünmezdi hocam
hatta kimine göre o "tanrının eliydi" belki..
 
yada fatma ananın eli?
 
bana ne canım benim elim mi?
 
bırakınız canım geçsinler demeyle olmaz bu işler adam smith amca.. öyle 5 cilt kitap yazdım diye havalanma..
 
bırak bi kop git artık.. benim derdim bana yeter..
 
öpüyorum adam seni
hocam seni de
sevmiyorum hiçbirinizi!
 
 
 

non non-smoker

kelimeleri seçmek zorunda kalıcam sanırım bu sefer:)
 
kimse kimsenin istediği gibi olmak zorunda değil.. bunu gayet iyi biliyorum.. zaten kimseyi değiştirmeye de çalışmadım..
 
farkındayım hiç kendim gibi birini bulamicam hayatım boyunca.. yani demek istediğim herkes farklı..
 
ama beni değiştirmek isteyen ne çok..
 
ben hayatımı kendim kontrol edemiyorum.. kim nasıl kontrol edicek onu da anlamıyorum..
 
aynı anda onca kişinin istediği gibi nasıl olurum onu da bilmiyorum.. yani kendi istediğim gibi yaşasam olmaz mı?
 
sözlerim ağır mı gelir ki? ama çaresizliktendir..
 
gerçekten dışardan göründüğüm kadar duygusuz yada ruhsuz muyum? bunun cevabını ben vermek zorunda değilim.. cevap vermesi gereken sensin..
 
 

surprise

 
çok düşündüm inan ki bunu bulmak için ama buldum sonunda..
sokağa bi başına bırakılan çocuklar gibi hissediyorum..
hiçbiyere gidemiyorum!  zaten hiçbiyeri bilmiyorum.. evim var biliyorum ama nasıl giderim o eve bilmiyorum.. merakımı yenip sağa sola da gitmiyorum.. tanımadığım biri şeker istermisin derse kaçmam lazım biliyorum.. öyle oturduğum yerde oturuyorum..
 
ağlayamıyorum da.. kimse "ne oldu?" diye sorsun istemiyorum..
hiçbişey olmamış gibi duruyorum öyle…
 
şöyle kaçıp gitsem bi.. kaçmak istiyorum ama sonra kaçamıyorum da.. onu da istemiyorum yani..
 
anlayamıyorum ama
yani neye inanıyım anlamıyorum..
kendimi hayal kırıklığına uğratabilmeyi bile becerebiliyorum artık.. hiçkimseye ihtiyacım kalmadı hayal kırıklığına uğramak için..
sonra şöyle salya sümük ağlamak istiyorum..
ama yok o da yok..
 
kendi içime ağlarım ben de o zaman.. görmezler..
 
çok yoruldum..
 

the truth is..

hayat gerçekten çok tuhaf..
hani şu darmadağınık odaların içinde gizli objelerin arandığı oyunlar var ya.. hani şu sabahlar kadar oynadığımız, hah işte onları diyorum.. oynayanlar bilir, bi odadan başka odaya gittiğinde, öncesinde gittiğin odaya eskiden ne kadar göz aşinalığın olursa olsun, o odayı unutuyosun.. tekrar odaya dönünce bi bakıyosun ki artık hiç tanıdık diil o oda..
hayat da buna benziyo işte..
eskiden ne kadar tanıdıksa, sonra o kadar yabancı olabiliyo bazen herşey..
bazen gücün herşeye yeter sanıyosun..
çok, dünyalar kadar şey var
ama en kötüsü şüphe sanırım.. korkmak en kötüsü…
hepsinden kötü..
bi korku filminin içinde, bitmek bilmeyen bi süre boyunca o gerilim müziğiyle yaşamaya çalışmak gibi.. tuhaf bişey,.. gerçekten de..