Skip to content

pain in the a**

 
insan hayatının gidişini değiştirmek istese de değiştiremiyomuş bi türlü..
işte insanın en büyük problemi de bu sanırım
ne yapsan olmaması..
 
 

these lines..

 
karmakarışık şeyler yazmak istemesem de yazmadıkça patlarmışım gibi hissediyorum
sen nerden çıkarıp öyle dedin bilmesem de, yada emin olamasam da diyelim, evin asi çocuğu olmak gibi niyetlerim yoktu tek amacım bunları biyerden sızdırmaktı ki çatlamıyım.. içimdeki freud hala ölemedi yani kısaca.. 
 
ama evin asi çocuğu olmak da güzel olurdu..  en azından yine saçmalamışsın demezdin:)
 

insane asylum

hayatı masal kitabı zannedip bana anlat diyebilen.. sonra masallar üzerine kapandı diye..

sadece bi gün yaşayacaklarını bildiği kelebeklerin ışığa hapsedilişlerini izledikten sonra gördü siyak köpeği.. zannetti ki görebileceklerinin en kötüsüydü o köpek.. siyahlığıyla.. ruhsuzluğuyla..

martıların yalan olamayacağını düşünebilecek kadar çocuk muydu.. öyle çocuk kalmasının güzelliği nasıl o kadar acıtırdı? martı çığlıklarını insan kahkahalarına sadece tek bi kişi benzetir sanarken.. martıya neden yalan derdim ki.. gülüşleri yalan insanlara bu kadar benzer gülebildikleri için belki.. tam hatırlamıyorum..

hep yapamadıklarının acısını yaşarken aklına gelmiş kelebeklerin ışığa mahkum oluşları.. gözleri daha yeni açılırken ilk defa ağlamak yerine gülmeye yaklaşmış.. biri ağlasın diye ona vurana kadar.. can acısını bırakıp sona ersin diye ağlamış sonra.. martılar gibiymiş sesi.. yalandan..

yalan gözyaşlarını akıtıp kendi istediği kadar.. elleri durmadan kelimeler bulup yerleştirdi.. artık yazmanın neden anlamsızlaştığını anlatmaya çalışırken.. çöp arabaları geldi aklına.. arkasına tutunup buldukları her çöp torbasını içeri sallayan adamlar geldi.. bu defa onları göremeycek olmanın.. anlatmaya başlayamadım.. çok zaman geçmişti..

değiştirilemeyecek olmanın verdiği martı mutluluğuna bakıp eskiden aynadakine ağladığım bikaç an öncesine döndüm.. gülmekle ağlamak arasındaki benzerlikten başlamak istedim.. ama daha başındaydım.. yapamadım..

 

 

 

Her leke kendisiyle çıkar..

1. kötü gün dostu olmak daha kolaydır iyi gün dostu olmaktan.. (bundan ne kadar şüphe etsen de duymak istediğin ve ihtiyacın olan tek şey bi açıklama) iyi günü paylaşabilmektir asıl zor olan.. dostunun mutluluğunu kıskanmadan, duymazlıktan gelmeden paylaşabilmektir..

seni her zaman dinlemiş olan dostun sana bi mutluluğu anlatmak için çıkageldiğinde, senin tek derdin kendinle ilgili bişeyler anlatmaksa.. kaybedersin.. her zaman “ben, ben, ben” diyen herkes gibi sen de sevilmezsin, terk edilirsin.. orda içindeki mutluluğu kendine sığdıramamasına rağmen hala sabırla senin yapay mutsuzluklarını ve yalanlarını sabırla bekleyen kalkar yavaşça çıkar gider hayatından..

böyle insanlar varmış gerçekten de.. dünyaya geliş amacı mutsuzluk yaymak, mutluluk eritmek olan..

2.

“yanıldığımız herşeyi birden istemekti

isteği geçekleştirmez isteğin yoğunluğu

ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti

devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu”

-Attila İlhan

en büyük hata buydu zaten.. o herşeyi birden isterdi, ve her birini çok isterdi ama bunun sorumluluğunu kaldıramazdı.. bunun adını istekten çıkardı, ihtiyaç yaptı.. ihtiyaçları nedeniyle kimse onu suçlayamazdı.. “gereksiz” sorumluluğundan kurtulup bambaşka bi boyuta atıverdi kendini.. sorumluluklar hep sana yüklendi.. o da kendini çok sorumluluk sahibi sandı..

1gün

 
1. bütün derdi kendini anlatmak değil mi insanın? yaptığımız herşey tamamen kendimizi anlatmak için değil mi? "bir insanı anlamak bir ömrü harcamaktır" diyen de aslında bir insan değil mi? aslında herşeyin özünde anlaşılabilmek isteği var.. ama yine de..
kim ne kadar anlarsa anlasın seni, sana göre hala seni yeterince anlayamamıştır..  çünkü sen kendini karmaşıkmışsın gibi göstermeye bayılırsın.. sen ilgi çekmek istersin.. çünkü sen bi hiç…
seni anlamak milyarlarca insanı anlamaktan farklı değil.. ve bi insanı anlamak için bi ömrü harcamak gerekmez.. sen gerçek yüzünü göstericek insanlıkta olabilirsen, başka insanlar da seni anlarlar.. bir ömür sonunda değil, tek bi anda..
ömrünün ne kadarında sen gerçekten sensin?
peki ya geriye kalan onca zaman içinde tam olarak nesin?
 
2. neden bazen kendine hakim olamazsın? neden en çok durmak istediğin anda duramazsın yada gitmek istediğin anda gidemezsin? neden sonra oturup canının acısını çekersin? yada vicdan azabını? yapmak istemediğin şeyleri yaptıran ne?
kurallara uymamayı neden bu kadar çok istiyosun bazen.. başkaldırmakta farklı olmakta cazip olan ne? senin kişiliğin mi? canın ne çekerse öyle yapmak mı?
içinden özgürlük gelmiyo mu.. kimsenin yapamadıklarını yapmak istemiyomusun.. pencereni açıp dışarı baktığında bişeylerin kaçıp gittiğini hissediceksin.. biliyomusun?
 
 

zenith..*

 
Bütün hayallerinin gerçekleştiğini fark ettiğin anda ne yapardın?
 
*: the word zenith means ‘heavens’ in Greek.

after coffee mints

neden hep en sevdiğimiz eşyalarımız kaybolur da böyle işlevsiz ve gereksiz olanlar kaybolmaz.. yada neden üstüne bişey döküldüğünde mutlaka üstünde çok sevdiğin ve genellikle yeni alınan yada yıkanan şeyler olur? neden yani kötü olabilecek her olay "daha kötü" olur? neden odana giren inşaat işçileri en sevdiğin parfümünü bitirir? kamera nerde??